Menü More Next Prev Linkedin Twitter

Taraftar Sorumluluğu : Totem

1759 Görüntüleme

İlk deplasman deneyimimi Fenerbahçe Erkek Basketbol takımızın Kazan’da oynadığı maça giderek yaşadım. Kulübümüzün organizasyonuyla bir grup taraftar arkadaşımla ve takımımızla beraber Kazan’a gittik. Euroleague grup maçında Fenerbahçe Erkek Basketbol takımımız üç çeyrek önde götürdüğü maçı son çeyrekte maalesef 76-71 kaybetti (18.01.2012). İlk deplasman deneyimimde yenilgi yaşamak çok üzücüydü. Yoksa ben mi uğursuz gelmiştim?

Daha sonra da birçok kez deplasmanda basket maçlarına gitme imkanım oldu. En kötüsü Ekaterinburg faciasıydı. FİBA Euroleague Women şampiyonasında neredeyse her sene Final Four’a kalan takımımız bu kez finale kalmıştı. Galatasaray ise tarihinde ilk kez, Ekaterinburg’u yarı final maçında yenerek finale kalmış ve iki ezeli rakip Türk takımı finalde eşleşmiş... İnanılır gibi değildi… Her iki takım da ilk kez finale kalmış, şampiyon mutlaka bir Türk takım olacak: Fenerbahçe veya Galatasaray. Kulübümüz iki uçak kaldırdı Ekaterinburg’a, sabah erken saatte gittik, akşam geç saatte hezimetle geri döndük. Dar rotasyonu olan rakip takımın tüm maç boyunca üstünlük kurmasına karşın son çeyrekte farkı kapatmaya başladığımızda ümit dolu ve heyecan içindeydik ama yeterli olmadı. Favori bizdik ama maçı 69-58 kaybettik. İkinci deplasman maçından da yenilgiyle ayrıldım. Ben mi uğursuz gelmiştim?

2015 yılında Fenerbahçe Erkek Basketbol takımımız ilk defa Euroleague’de Final Four’a kaldı. Hemen organize olduk ve Madrid’e vardık. Yarı final maçında Real Madrid’e yenilip elendik. Ama başarının adım adım geleceğini bildiğimizden, buna çok üzülmedik. Bu sene Final Four, seneye final oynarız, sonraki sene de şampiyon oluruz diyorduk ve öyle de oldu. Genel olarak çok üzülmemiştik ama ben kendi özelimde düşünüyordum: üçüncü deplasman maçımda da yenilgi, ben mi uğursuz geliyorum?

2015-2016 sezonunda Kadın Basketbol takımımızın maçlarına sık giderek, desteğimi verdim. Türkiye liginde finalde Hatay Büyükşehir Belediye ile karşılaştık. İlk iki maçı evimizde kazandık ama çok zorladılar. Üçüncü maç için Hatay’a gittim. Dördüncü deplasmanım… Maçı alınca şampiyon oluyoruz. Maçta çok zorlandık, maç sırasında istemeden şöyle düşündüm: Maçı alırsak deplasman uğursuzluğum kırılacak. Neyse ki maçı zorlanarak da olsa aldık ve şampiyon olduk. Ama deplasman uğursuzluğum kırılmış mıydı?

Bir sonraki hafta Euroleague Final Four’u için atladık uçağa, Berlin’e gittik… Çok iddialıydık, takım iyice oturmuş, kendine güvenli, başında bir önceki sene bizi ilk kez Final Four’a çıkartan efsanevi hocamız Obradovic, yedi Euroleague şampiyonluğu zaten var. 13 Mayıs Cuma akşamı ilk yarı final maçında, CSKA Moskova Lokomotiv Kuban’ı yenerek finale kaldı. Biz Laboral ile oldukça tansiyonu yüksek ve heyecan dolu bir yarı final yaşadık ve maçı kazanarak ilk defa finale kaldık. Maçın gidip geldiği anlarda Amerika’da yaşayan Abimden mesaj geldi: “Maçta mısın yoksa!” Ben “evet, ama deplasman uğursuzluğumu Hatay’da kırdım” dedim. Neyse ki, bu maçı almıştık ama finalde çok çekişmeli bir maçta CSKA’ya yenildik, maç bizim hakkımızdı. Hakemler maçın kaderini etkilemişti. Yoksa ben mi uğursuz gelmiştim?

2017 yılında Final Four’a ev sahipliği yaptık. Başarılı takımımız üçüncü kez üst üste Final Four’a kaldı. Bu sene kazanacağımızdan çok emindik. Yarı Final maçına gittim, Real Madrid’i 84-75 yendik. Ama maalesef, önceden planlanmış ve katılmam gereken önemli bir toplantı için ertesi gün Amerika’ya uçmam gerekiyordu. Final maçına gidemedim. Madrid’e, Berlin’e gitmiştim ama İstanbul’da, evimizde oynayacağımız final maçına gidemedim. İşte o gidemediğim maçta, Fenerbahçe, yarı finalde CSKA’yı eleyen Olympiacos’u 80-64 farklı skorla yenerek ilk Euroleague şampiyonu olan Türk takım oldu.

2018 yılında dördüncü kez üst üste Final Four’a kaldık. Belgrad’a gittim, yarı finalde Zalgiris Kaunas’ı 76-67 yendik ve üçüncü kez üst üste finale kaldık. Finalde Real Madrid’e 85-80 yenildik. İlk yarı üstünlük bizdeyken, üçüncü çeyrekte geriye düşmüş, son çeyrekte farkı üç sayıya indirmemize rağmen başarılı olamadık. Özetle son dört Final Four’da gittiğim final maçlarının hiçbirini kazanamadık.

Bu sene beşinci kez üst üste Final Four’a kaldık ve ben bu kez gitmemeye karar verdim. Aslında bu biraz da riskliydi, eğer şampiyon olsaydık bundan sonra hiçbir Final Four’a gidemezdim… ama Totem yaptım gene de…. Kupayı alamadık maalesef ama sanırım bu sefer benimle bir alakası yok…

Taraftarın kendi kendine yüklediği bu sorumluluk nereden çıkıyor? Koca koca adamlar maç sırasında belli bir yerde oturup, maç iyi gitmezse kalkıp yerini değiştirir mesela. Başarılı yönetmen arkadaşım Murat Şeker de romantik komedi filmi Aşk Tutulması’nda bu konuya çok eğlenceli bir şekilde değinmişti. Fenerbahçeli jönümüz FB-GS maçı olduğu akşam kız istemeye gider. Maçı seyretmeme totemi yapmıştır. Kız isteme faslı bitince, Fenerbahçeli olan müstakbel kayınpeder maçı açıp sonunu seyretmek ister. Jönümüz totemi bozulmasın diye buna izin vermek istemez, kavga-kıyamet kopar… :)

Belli formayı giymek, belli yerde seyretmek, hiç seyretmemek, maç öncesi aynı ritüeli gerçekleştirmek gibi sayısız totemler var.

Ama neden totem yaparız?

Cevabı basit aslında: Kendimizi önemli hissetmek için. Maçı seyreden bir kişinin maçın kaderiyle ilgili nasıl bir etkisi olabilir ki gerçekte? Hiçbir etkisi yok elbette. Ama işte böyle totemlerle kendimizi maçın parçası hissetmek istiyoruz. Allah bizlere akıl-fikir versin :)